www.pazarilla.com, Aytaç ZEREN’in pazarlama-iletişim-inovasyon üzerine bilgi, deneyim ve gözlemlerini kurgusal bir mantıkla takipçilerine sunduğu güncel bir site… Daha çok yeni bir oluşum olması da dikkati çeken bir diğer nokta.
Site genel yapısı ile oldukça sade, gözü yormayan ve minimal bir görünüme sahip. İnsan, site de dolaşırken huzura eş değer bir hissiyata kapılıyor; tabir-i caizse...
Halk kütüphanesinde ki ansiklopedilerin bulunduğu raflar gibi dizi dizi; düzenli…
İçerik olaraksa; ziyadesiyle güncel ve ilgi çekici konulara değinilmiş. Bu bence artı bir puan... Hemen hemen hepimizin günlük hayatta mutlaka denk geldiği soru...
Bu gün dünya da olduğu gibi Türkiye’de de oldukça fazla tüketilen ve hatta kimilerini kendine bağımlı yapan bir içeceğin, yani Coca Cola hakkında birkaç kelam etmeye karar verdim. Tabi ki bu durduk yere bünyemde beliren bir his değildi. Nette dolaşırken rastladığım ilginç bir blogun sayesinde oldu.
İçinde ne olduğunu bilmeyerek içilen tek içecek sanırım bu! Bununla ilgili herkesin dilinde dolaşan formül mevzuları, bu formülü dünya da sadece iki kişinin bilmesi; bıdı bıdı… İçinde ne var bilmiyorum ama çok lezzetli bir şey olduğu kesin!
Ciddi bir bütçeye sahip olan Coca Cola, tanıtım için büyük harcamalar yapmaktan da kaçınmıyor....
“Dilerim hepiniz kahvaltıda şampanya içersiniz!” gibi bir temenninin mucidi, hafif melankolik, az-biraz vurdumduymaz, bir tatlı kaşığı kadar da mutsuz…
Yani nam-ı diyar; Seyrekzamanlar…
Kimi yazılarında; metinlerini oluşturan her bir satırı, farklı renklerle allayıp pullayıp bir karmaşaya çevirse de yazdıklarını okumak oldukça keyif verici…
Genel anlamda tam bir günlük niteliği taşıyan bu blog, hayata dair ne varsa Seyrekzamanlar’ın gözünden yorumlanıyor, eleştiriliyor ve ziyaretçilerin önüne tüm yalınlığı ile sunuluyor.
Kendine has muzip üslubuyla yaptığı yorumları okurken, farkında olmadan yüzünüzde tuhaf bir gülümsemenin belirdiğine...
Kendini sanatsal mücadeleye adamış, 23 yaşında ve hayatı öylesine yaşamak yerine üreterek, dolu dolu yaşamayı tercih etmiş bir kişinin varlığından haberdar olarak keyfinize keyif katabilirsiniz.
Yaptıkları görülmeye, kendisi ise takdir edilmeye değer… Sitesini ziyaret ettiğinizde yüzünüzde oluşacak tebessümün garantisini şimdiden verebilirim. Ayrıca bunlara bakmakla yetinmeyip aynı zamanda sahibi de olabilirsiniz. Hatta kendinizi ufacık boyutlarda görebilme lüksünü de size sunuyor… Sevdiklerinizi muhteşem bir süprizle şaşırtmak isterseniz, Özlem AKIN size bu konuda eminim yardımcı olacaktır.
Çalışmalarını Pasajdan ve Etsy’den satışa sunuyor…
Dünyada, kukla konusunda önemli bir yere sahip olan ülkelerin başında gelen Çek Cumhuriyeti’nde yaşayan Özlem AKIN’ın kendi anlatımıyla, yaptığı çalışmalardan size birkaç örnek sunalım ki diğer çalışmalarını görmek için merak duygusunu bünyenize yapıştırıp düşün internet sayfalarının adres satırlarına…
Özlem AKIN'ın Kuklalarından...
Özlem AKIN: Bu çiftimiz de yine tel iskeletler ve polimer kil (farketmeyenler ya da tam tersine farkedenler icin gelsin bu parantez içi açiklaması da; modurit yerine polimer kil diyorum artik. baska seyler olduklarindan degil yani, ha modurit ha polimer kil. hatta evvelce mass dedigim sey de bu modurit'in [nam-i diger polimer kil] ta kendisi. neyse) marifetiyle yapıldılar. Dirsek, omuz bel, kalca ve diz eklemlerinden hareket edebiliyor (beyefendinin ayak bilekleri de hareket kapasitesi dahilinde), kendi ayakları üzerinde durabiliyorlar. 20 cm civarındalar aynı zamanda..
Uzun zamandır takibini sürdürdüğüm, devamında oldukça keyif aldığım ve ardından bununla yetinmeyip yeni paylaşımlarını da merakla beklediğim bir isim; Müge CERMAN…
Bu isim, eğer daha önce duymadıysanız bugün varlığından haberdar olacağınız kişiye aittir.
“http://www.mugecerman.com”da ona ait önemli olan ne varsa hepsi bir başlık altında sıralanmakta. Kısacası; yaşanmış onca yıl ve biriktirilmiş sayısız tecrübe…
Müge CERMAN, kendini şöyle tanımlıyor;
1956 İstanbul doğumlu; Bütünleşik Pazarlama İletişimi’ne gönül vermiş, yaşadıklarını, öğrendiklerini, sevdiklerini, sevmediklerini paylaşmayı görev edinmiş, teknolojiye ve yeniliğe hayran, bir...
Yaratıcılığı kişiliği ile tasarım kavramına yepyeni bir dünyadan merhaba diyen birinin varlığından haberdar etmek istiyorum sizi…
Yaptıkları ile hemen hemen herkesin beğenisini kazanan Sesiber, yılların suskunluğunu estetik kaygıları ile şekillendirerek; el sanatlarının yer aldığı bloglar arasında kendinden fazlasıyla söz ettirmeye başlayanlar arasında.
Otuzlu yaşların üretme çağı olduğu tezini kanıtlarcasına, blogunda paylaştığı her üretisi, gerçekten dikkate değer. Özellikle keçe uygulamalarındaki tecrübesi ve başarısı, destek aldığı girişimci ruhu ile sürekli yenilenen tasarımlarına yol göstermekte… Sitesini ziyaret ettiğinizde...
Hayat akıp gidiyor ve biz durmadan yaşlanıp duruyoruz… Bu süre zarfında çok şeyden ödün verip bir şekilde kendimizce hayatı daha yaşanılır yapma mücadelesi veriyoruz. Bu mücadelenin en önemli kısmını fiziksel ihtiyaçlarımız oluşturuyor. Varolmanın temelinde yer alan ilk basamak bu! Yani yaşamak için yemek yeme gibi de bir mecburiyetimiz var. Kimileri bunu keyifle yaparken, kimileri de sadece bir gereksinim olarak sıradanlaştırmakta.
Şöyle bir düşünüyorum da; bu işi yaparken zevk almayan kimse yoktur herhalde… Mesela; çikolatanın ağızda bıraktığı o muazzam tada hayır diyecek kimseyi daha tanımadım. Ya da kuru fasulyenin, bir baş soğanla kurduğu...
Hayatımızdaki kimi aksaklıklar bazen yapmayı planladığımız bir çok işe taş koyuyor. Bulduğumuz ilk fırsatta ise bunu yerine getirerek hafiflemek, duyulan en büyük haz haline dönüşüyor… Ben de bu keyfi şu an itibariyle yaşamaya başlayanlardanım.
Lafı çok uzatmadan o anlamlı soruyu sormak istiyorum size “Kaatı Sanatını Duydunuz mu?”
14. yüzyıldan bu yana yapılan geleneksel tasvir ve süsleme sanatlarımızdan olan Kaatı Sanatı, kağıt oymacılığı olarak ta tanımlanıyor. Kaatı sanatı bir sabır işidir. Hünerli ellerden nasibini alırsa eğer adına yaraşır bir hale bürünür. Hele ebru sanatıyla da birleşti mi bakmaya doyamazsınız… Detayları ve...